KENDİME RASTLADIM

Geçen gün çok da gerekli olmayan bir nedenden dolayı Hisar Sokaklarına düştü yolum.
Kim bilir,belki de bilerek ben düşürdüm de, farkında değildim.
Çocukluk ve ergenlik yıllarım o sokaklar da bisiklet tepesinde geçtiğinden özlemiş de olabilirim Hisar'ı.
Ya da;
Başka bir şeyler ''Gel bakalım bunca yıl sonra ne haldesin bir görelim seni'' diyerek çekmişlerdi beni kendilerine
Bilmiyordum…
En azından o an için bilmiyordum.
Neyse uzatmaya gerek yok; neyse neydi işte…
Önce içinde sayısız anılar sakladığım teyze ile eniştemin uzun yıllar oturdukları o çok sevdiğim iki katlı binaya doğru yöneldim.
Hiç değişmemişti; net hatırlamıyorum ama binanın rengi bile aklımda kalanla aynıydı.
Ve teyzemin sesi geliyordu küçücük bahçesinden ''Ociii poğaçalar piştiiii''
Babaannemin bebekliğimde taktığı kısa isimim Oci.Ne gerek vardı hiçbir zaman anlamadım ama ailenin her iki tarafından da hemen hemen gerçek adımı duymadan büyüdüm.Oci aşağı Oci yukarı.Hiç olmazsa Öcü değildi, bu yüzden de durumu kar saydım.
Kaptım o sıcacık poğaçaların iki tanesini,attım ruhuma yoluma devam ettim.
Dedemin çok ağır bedeller ödeyerek yaptırdığı sonra da üç otuz paraya kaptırdığı iki buçuk katlı binasının bulunduğu sokağa girene dek anıları ürkütmekten korkup hızlı hızlı yürüdüm.
Artık içinde başka hayatlar yaşansa da o bina da anımsadığıma tıpatıp benzerliği ile orada eski yerinde duruyordu.
Kısacası;hamamlar aynı kalmışlar,tası tutanların yaslarını tutmak yine koca ailenin şimdilik tek yaşayanı bana zimmetlenmişti.
Dağılırsam toparlamam zor olacak diye,attım kendimi sokaktan dışarı, gitmeyi planladığım yere doğru ayaklarım yere basmadan yürümeye başladım ki…
Çııınn çıınn…
(Keşke sesleri sözcüklerle betimleyebilmek bir yeteneğim olsaydı da ayrıntılı yazmak zorunda kalmasaydım.)
Bir bisiklet zilinden geliyordu o çın çınlar;
Döndüm arkama baktım;
Bisikletin üzerinde ki bir çocukla göz göze geldim.
Hınzır hınzır gülümseyerek bana bakıyordu; ''Vaaay sonunda düştün mü buralara''der gibiydi
Bir süre karşılıklı bakıştık.Sanki bir yerlerden tanışıyor gibiydik.
Tuhaftı ama bir yandan da sanki kendim ile bakışıyor gibiydim.
Emin olayım kendim olduğumdan dedim.
Kendimdim.
Seslendim aile içinde ki o çakma adımı
Bakmaya devam etti.
Beni tanımadı önce,
Yoksa tanımazdan mı geldi bilemedim.
Tanımasa da olur dedim;çocukluğuna verdim.
Ama ben onu gözlerinin yeşilinden tanıdım, Sarıya çalar saçlarından, babaannesinin aldığı bisikletinden, Annesinin diktiği yeleğinden,bisikletin pedallarına bile paytak paytak basışından...
Bir de yüzüne vuran genetik tedirginliğinden.
Annesini de tanırım elbet Babasını da,
Ama kendim beni tanımadı sandım ya ona yanarım...
Seslendim bir daha,
Çıkartamadın mı beni ?
'Çıkarttım' dedi
Şaşırdım...
Gel o zaman oturalım şurada hasbihal edelim
''Etmeyelim,sen zaten beni ziyan etmişsin'' dedi.
Etmedik.
Ama sordum;
Nasıl anladın seni ziyan ettiğimi diye
Bir bende ki bir de sende ki gözlerine bak anlarsın dedi
Döndü arkasına
Büyümeye gitti.
Gitme !
Gidip de büyüme Diyemedim.
Elbet karşılarız yine bir yerlerde; Büyüdüğünde.
O da değilse iyice ihtiyarladığında
Belki bir hastane koğuşunda.
Yeter ki aileye musallat Alzhaimerden olmayalım da yer mekan hiç mühim değil.
Hoş,karşılaşmazsak da ne gam;
Nasılsa birlikte yatmayacak mıyız, taşında adımız yazan son mekanımızda.
